|
Haberler > SERGİ / PHOTOPAINTINGS 2009 ()
OĞUZ ÖZTUZCU
“Photopaintings”
Fotograf Sergisi
03.03.2009 – 26.03.2009
Odakule Sanat Galerisi 3 MART – 26 MART 2009 tarihleri arasında OĞUZ ÖZTUZCU’nun “Photopaintings” sergisini konuk ediyor.
RESİM SANATININ FOTOĞRAFA YANSIYAN DİJİTAL İZDÜŞÜMÜ…

Oğuz Öztuzcu avangardist bir fotograf sanatçısıdır. Fotograf sanatında teknolojinin verdiği olanakların sınırsızlaşabileceğini ve fotografın resim sanatıyla bütünleşirse ne olabileceğinin göstergesini ararcasına resimdeki tüm anlatım elemanlarını kullanır. Renk, biçim, açık-koyu ilişkisi ,hareket, üslup ,denge ,ışığı kendine özgü müdahale tekniğiyle değiştirerek elde eder. Fotograf sanatının ışığıyla bunu birleştirir. Ortaya avangardist-fotograflar çıkar. (Sema Olgaç-Eleştirmen)
“Bu ikinci sergimde de, ‘fotoğrafla resim yapma’ çabamı sürdürüyorum. Fotografın aslını, bana özgü müdahale tekniğiyle değiştirerek elde ettiğim bu yapıtları , artık klasik “fotograf” kavramından farklılaşmış olmaları nedeniyle ‘photopaintings’ olarak adlandırmayı uygun gördüm.” (Oğuz Öztuzcu)
Oğuz Öztuzcu,Robert Kolej ve ODTÜ Mimarlık Fakültesi mezunudur. İngiltere’de mimarlık eğitimini, daha sonra İsveç’te serbest mimarlık çalışmalarını sürdürdü. 1977’den beri Türkiye‘de serbest mimar olarak çalışmaktadır. Sanatçı, 1971’de İsveç’teki ilk maaşının tümünü yatırarak satın aldığı “Nikkormat” fotograf makinasıyla başladığı tutkusunu mimarlık mesleği paralelinde geliştirmiştir.
Kritik
RESİM SANATININ FOTOĞRAFA YANSIYAN DİJİTAL İZDÜŞÜMÜ…
Yaratım sürecindeki kişi, yaratıcılığın sınırsız evreninde, belleğin kişiye yansıttığı olağanüstü düşsel dünyada; Tasarlayan kişi özgür olmak ister. Özgürlüğü kısıtlandığı her süreçte kişi kendini özgür hissettiği farklı alanlara doğru kaçış yolu arar. Bu söylemine engel olanlara bir anlamda başkaldırıdır. Engellerin yok olduğu , özgürlüğün sınırsızlığında kişi yepyeni özgün sıra dışı şeyler üretmeye başlar. Eğer böylesi bir koruyucu kalkanı geliştirmezse kişi hiçleşir ve gerçek yaratıcı gücünü asla ortaya koyamaz. Onun için onca sanatçılar vardır ki birkaç sanat dalında da ayni oranda başarılı olmuşlardır. Çoşku, heyecan, sınırsız istek, engellerin ve sınırların kalktığı bu yepyeni alanda yaratıcı beyin çocuksu duyarlılıkla oyun oynamaya başlar. Bu oyunda o kişi aldığı tüm bilginin kuramsal yansımalarını da yansıtır. Mükemmeliyetçiliğe olan tutku, üretim potansiyelini daha yükseğe çıkardığı noktada yetenek sınırsızlaşır. Kişi esasında hangi alanı seçerse seçsin o alanda da başarılı olacaktır. Temel kural tektir. O da bir çocuğun öğrenme heyecan, tutku ve neşesiyle çalışmak, çalışmak, çalışmaktır… Nitelikli mimar tasarımın piyasa koşulları nedeniyle sıradanlığa itildiği ortamda o mimar, kendini özgür ve mutlu hissedeceği alana yönelir.Bu alan kiminde karikatür, kiminde müzik, kiminde resim veya edebiyat olabilir. Mimar Oğuz Öztuzcu’da da fotoğraf sanatı olmuş. Oğuz Öztuzcu yukarıda yaptığım söylemimi kanıtlarcasına birinci fotoğraf sergisinin kataloğu IMPRESSIONS’ da“Ben mesleğini seven bir mimarım . Ancak bu uygulaması birçok insanın kararını gerektiren bu meslekteki 40 yılımda, sıkışmışlık duygusuna kapıldığım dönemlerin olmadığı anlamına gelmiyor. Mesleğin kendine özgü engellerinin özgür mimari tasarımı engellediği ve kendimi mimari yoluyla ifade edemediğim böyle dönemlerde kurtarıcı olarak bireysel çalışmaya daha fazla olanak veren resim ve fotoğrafa başvurdum. Onları oluştururken tek amacım özgürce iyi bir şeyler yaratmanın vereceği haz ve tatmindi. “ (1*) diyor. Oğuz Öztuzcu’yu ilk sergisinden bu ikinci sergisine dek izlediğinizde resim sanatındaki sanatçıların izinden gittiğini görürsünüz. Figuratif resimden soyut resme yönelircesine fotoğraflarında flu halde görülen insan figürleri artık yok olmuştur. Sanki görsel deneyler yaparak soyut fotoğraflar elde etmenin yollarını aramaya başlar. Yanyana dizilmiş bisikletler, fuarda tavana asılı olan Ferrari otomobil parçaları, hurdalıklarda fotoğrafını çektiği parçalanmış araba parçalarından yola çıkarak yaptığı son fotoğraflarına bambaşka bir dijital görsellik yansımış. Biçim, ölçü, renk ve doku rastlantısal görünürse de temelde onca araştırmaların sonucu bambaşka bir biçemle betimlemiş. Fotoğrafta denge hareket ve formda kendini tamamlarken renkler malzemenin gerçekçiliğinden uzaklaşmış. Başkalaşım geçirmiş. Sanatçı malzemenin detayına, özüne yönelmiş . Sanatçı “Oysa etrafımızı daha detaylı bir ölçekte algılamaya fırsat verirsek Kuantum Fiziğinin partikül-dalga ikilemine benzer, heyecan verici bir oluşuma tanıklık ederiz.” Diyor. (2*) Görsel hafızasının zenginliğini, yılların mesleki tecrübesiyle birleştiren Oğuz Öztuzcu fotoğraf sanatına bambaşka bir bakış açısı getiriyor. Fotoğrafları bir anlamda ressamın fırçası yerine teknolojinin fotoğrafa yansıyan izdüşümleriyle birleştiriyor. Ressamın saatlerce tualine yansıyan renklerini teknolojinin olanaklarıyla oyun oynarcasına sıradanlaştırıyor. Bu meydan okuma esasında sıradan görünümün altında bambaşka söyleme getiriyor. “Düşünme, dış dünyadaki şeylerle ya da hareketlerle değil “ kafadaki “simgelerle iş yapmaktır.”(3*) Simgesel olarak tüketici toplumda şu anda en önemli meta olan araba onun en önemli sembollerinden biri olur. Le Corbusier otomobilin Endüstri Çağı’nın üretim ruhunu yansıtan bir yetkinlik örneği olduğunu söyler. Sanayi devriminden bu yana otomasyonun getirdiği kolaylık gibi birçok değer insanoğlundan daha güzel değerlerini alarak yok edici noktaya getirirken, Oğuz Öztuzcu’da tüketimin geldiği son izleri gizlice sunuyor. Her sanatçı sözünü bazen izleyicisine direkt, bazen gizlice bazen de sembollerle bazen de soyut göndermeler yaparak verir. Esasında buna yönelirken belki de sanatçı tümüyle hurdalıkta çektiği parçalanmış arabanın iç mekanik kısımlarının fotoğrafını çekerken onun sadece görsel düzeninin görüntüsü ilgisini çekmektedir. Modernist alman fotoğrafçısı Albert Renger-Patzsch’ da(4*) endüstriyel fotoğraflar çekmiştir. Ama o malzemenin estetiğiyle ilgilidir. Oysa Oğuz Öztuzcu şehrin içinden geçerek endüstriyel ürünlerin yaşanmışlığıyla ilgilidir. Malzemenin özünü keşfetmenin peşindedir. Başarılı bir mimar detaycıdır. Önce bütünü sonra detayları çözer. Ama detaya girdiği andan itibaren ise bir heykeltıraş gibi sabırla her yerini yontar. “Bu nedenle sanatçılar –bundan böyle bu kavramla şairleri,müzisyenleri, oyun yazarlarını, plastik sanatçıları ve ermişleri kastedeceğim- McLuhan’ın tabiriyle sabahın “çiyleri” dirler; bize, kültürümüzün başına gelen “uzak bir erken uyarı” verirler. Günümüzün sanatında yabancılaşma ve kaygının sembollerini bol bol görüyoruz. Ama ayni zamanda ahenksizliğin göbeğinde biçim , çirkinliğin ortasında güzellik, nefretin ortasında insan sevgisi – ölümü geçici olarak yenen ama uzun vadede hep yitiren bir sevgi – var. Sanatçılar böylece kültürlerinin tinsel anlamını dışavuruyorlar. Sorunumuz: Onların anlamını doğru okuyabiliyormuyuz?”(5*)evet bu anlamda okumak isterseniz sanatçı esasında toplumsal, ekonomik ve siyasi olaylardaki tüketilmişliğin, değerlerin yok ediliş noktasına getirilişinde yıkıntıya uğrayan ruhu betimlemek ister. İzleyicisine “uzak bir erken uyarı”verir. Oğuz Öztuzcu avangardist bir fotoğraf sanatçısıdır. Fotoğraf sanatında teknolojinin verdiği olanakların sınırsızlaşabileceğini ve fotoğrafın resim sanatıyla bütünleşirse ne olabileceğinin göstergesini ararcasına resimdeki tüm anlatım elemanlarını kullanır. Renk, biçim, açık-koyu ilişkisi ,hareket, üslup ,denge ,ışığı kendine özgü müdahale tekniğiyle değiştirerek elde eder. Fotoğraf sanatının ışığıyla bunu birleştirir. Ortaya avangardist-fotoğraflar çıkar.
Öztuzcu bu ikinci fotoğraf sergisi için şunları söylemektedir : “Bu sergimde de, ”fotoğrafla resim yapma” çabamı sürdürüyorum. Fotoğrafın aslını, bana özgü müdahale tekniğiyle değiştirerek elde ettiğim bu yapıtları , artık klasik “fotoğraf” kavramından farklılaşmış olmaları nedeniyle “photopaintings” olarak adlandırmayı uygun gördüm.” Diyor (photo-paintings) fotoğraf resimleri anlamına gelen bu cümle esasında Öztuzcu’nun işlerine tam da oturmuyor. Akla hemen fotoğraf sanatçısı Şahin Kaygun’un yaptığı “foto-pentür”çalışmaları gelebilir. Şahin Kaygun akrilik boya kullanarak fotoğraf üzerine resimler yaptı. Oysa Öztuzcu burada resimsel anlatımda teknolojinin son olanakları da kullanılırken dışavurumcu yaklaşım soyut anlatımda deneyselci bir yaklaşımdadır. Sanatın temelinde olan var olanı değiştirme ve müdahele etme istemi bu fotoğraflarda dekonstrüktivist bir niteliktedir. En son fotoğraflar Soyut sanata yöneldiği için bunlara bence Soyut sanatın fotograftaki izdüşümünde “avangardist-fotoğraflar” demek daha doğrudur. Öncü niteliğindeki bu fotoğrafları 2 Mart - 14 Mart 2009 tarihleri arasında ODAKULE SANAT GALERİSİ’nde açılacak olan sergi de görebilirsiniz. Yaratıcılığınızı besleyecek bu sergiyi kaçırmamanızı öneririm.
S.Sema Olgaç (sanat yazarı-eleştirmen)
1* Impressions,2005 Oğuz Öztuzcu 2* Impressions,2005 Oğuz Öztuzcu 3* Tarihte neler oldu/ Gordon Childe –Odak yayınları -sayfa 27 4*Une Histoire de l’art du XX’e siecle-Bernard Blistene- Centre Pompidou-sayfa 180 5* Yaratma cesareti/Rollo May –Metis Yayınları-sayfa.19
Haberler sayfasına geri dön.
|